Mızrağın ucundaki antlaşma
10 Kasım 1444. Karadeniz kıyısı, Varna.
Osmanlı ordusunun merkezinde bir mızrak dikili. Osmanlı kaynaklarına göre ucunda bir kâğıt asılı: birkaç ay önce imzalanmış ve bozulmuş bir barış antlaşması.
Mızrağın arkasında, bir tepenin üzerinde Sultan II. Murad savaşı izliyor.
Birkaç ay önce tahtı bırakıp çekilmiş bir sultan. Şimdi bir imparatorluğun kaderi için yeniden meydanda. Peki neden?
Tahtını bırakan sultan
1440'ların başı. Macaristan'da genç bir kral var: Leh ve Macar Kralı III. Vladislav. Yanında usta bir Macar komutan: Hunyadi Yanoş.
1443'te Hunyadi'nin "uzun sefer" adı verilen harekâtı Osmanlıları zorlamıştı. Sultan II. Murad barış istedi. 1444 yazında Edirne-Segedin Antlaşması imzalandı. On yıllık bir barış.
Antlaşmadan kısa süre sonra sultanın oğlu şehzade Alaeddin, av sırasında attan düşerek öldü.
Murad, Karamanoğulları ile de barış yaptıktan sonra şaşırtıcı bir karar verdi. Tahtı 12 yaşındaki oğlu Mehmed'e bıraktı ve Manisa'ya çekildi.
Bu çocuk sultan, ileride Fatih Sultan Mehmet olacaktı.
Ama Avrupa'da bir fırsat doğmuştu. Papa'nın temsilcisi Kardinal Cesarini, Kral Vladislav'ı antlaşmayı bozmaya ikna etti. Ona göre "kâfirlerle" yapılan bir yemin bağlayıcı değildi.
Papalık, Macaristan ve Venedik yeni bir Haçlı seferi hazırladı. Hedef Türkleri Avrupa'dan atmaktı.
Boğaz'ı geçen ordu
Edirne'de telaş başladı. Tahtta deneyimsiz bir çocuk sultan vardı. Kaynaklara göre genç Mehmed ordunun başına kendisi geçmek istiyordu. Ama Sadrazam Çandarlı Halil Paşa, II. Murad'ı geri çağırdı. Ve Murad yeniden ordunun başına geçti.
Bu, Haçlıların hesaba katmadığı bir şeydi.
Papalık, Venedik ve Burgonya gemileri Çanakkale Boğazı'nı kapatmıştı. Osmanlı ordusu Anadolu'dan Rumeli'ye geçemeyecekti.
Ama Murad Çanakkale'den değil, İstanbul Boğazı'ndan geçti. Türkçe kaynaklara göre Halil Paşa Boğaz'ın Rumeli kıyısına toplar yerleştirdi. Ordu bu topların koruması altında, Ceneviz gemileriyle karşıya taşındı.
Ekim 1444'ün ikinci yarısında Osmanlı ordusu Rumeli'deydi. Hızla kuzeye yürüdü ve Haçlıların izini sürdü.
Haçlı ordusu ise Karadeniz kıyısına, Varna'ya doğru ilerliyordu.
9 Kasım akşamı Osmanlı ordusu Varna'ya vardı.
Deniz, göl ve bir ordu
Haçlılar sıkışmıştı. Bir yanda Karadeniz. Bir yanda Varna Gölü. Bir yanda sarp ve ormanlık Franga yaylası. Ve önlerinde Osmanlı ordusu.
O gece Haçlı karargâhında tartışma çıktı. Kardinal Cesarini, arabalardan bir savunma kalesi kurup donanmayı beklemeyi önerdi. Hunyadi ve genç kral ise bunu reddetti. Kaynaklara göre Hunyadi şöyle dedi: "Kaçmak imkânsız, teslim olmak düşünülemez. Cesaretle savaşalım."
Haçlı ordusu çok uluslu bir güçtü. Macarlar, Lehler, Çekler, Eflaklar, Hırvatlar, Bosnalılar, Bulgarlar. Sayıları 20.000 civarındaydı.
Osmanlı ordusu ise kaynaklara göre 40.000 ya da 60.000 civarındaydı.
II. Murad ordusunu yay biçiminde dizdi. Merkezde yeniçeriler, hendeklerin ve kazıkların arkasında. Sağ kanatta Rumeli sipahileri. Sol kanatta Anadolu sipahileri ve akıncılar. Yaylada okçular ve akıncılar. Sultan, merkezdeki eski Trak mezar höyüklerinden birinin üzerinden savaşı yönetiyordu.
Kralın son hücumu
Savaş, Osmanlı kanatlarının saldırısıyla başladı.
Haçlıların sağ kanadı bu saldırıyı topla ve ateşli silahlarla durdurdu. Sonra düzensiz bir şekilde Osmanlı askerlerinin peşine düştü. Ve Anadolu süvarisinin pususuna düştü. Sağ kanadın çoğu Varna Gölü'nün bataklıklarında yok oldu. Kardinal Cesarini de orada öldü.
Öbür kanatta da çetin bir savaş vardı. Osmanlı sipahileri saldırıyor, geri çekiliyor, yeniden saldırıyordu. Hunyadi bu kanada yardıma koştu. Krala, kendisi dönene kadar beklemesini söyledi.
Ama 20 yaşındaki kral beklemedi.
Yanındaki 500 Leh şövalyesiyle doğrudan Osmanlı merkezine hücum etti. Hedefi sultanın kendisiydi. Murad'ı esir almak ve savaşı tek hamlede bitirmek istiyordu.
Neredeyse başarıyordu. Türkçe kaynaklara göre paşalar sultana geri çekilmesini önerdi. Sultan Murad reddetti. Yerinden kıpırdamadı.
Yeniçeriler hendeklerin arkasında dayandı. Hücum eden şövalyeleri çevirdi.
Ve sultanın çadırının önünde kralın atı düştü.
Kayıp kral
Kralın sonu bugün bile tartışmalı.
Üç Osmanlı tarihçisine göre Koca Hızır adlı bir asker kralın başını kesti ve sultana götürdü. Türkçe kaynaklarda, kralın atını önce Timurtaş adlı bir yeniçerinin baltayla yere düşürdüğü de anlatılır.
Ama II. Murad'a ait kişisel bir nota göre kral savaştan sağ çıktı ve sonra esaret altında öldürüldü. Kralın ölümünü hiçbir Leh ya da Macar askeri görmedi. Ne başı ne de cesedi bulundu.
Kral bir daha hiçbir ülkesine dönmedi.
Hunyadi döndüğünde kralın cesedini kurtarmaya çalıştı. Başaramadı. Haçlı ordusunda panik başlamıştı. Sultan Murad genel hücum emrini verdi. Hunyadi ancak ordusunun kalıntılarıyla geri çekilebildi. Haçlı ordusu neredeyse tamamen yok oldu.
Sultan meydanı hiç terk etmemişti. Zafer onundu.
Dokuz yıl sonra İstanbul
Varna, Osmanlıların Balkanlardaki varlığını kesinleştirdi.
Dört yıl sonra, 1448'de Hunyadi yeniden geldi. II. Kosova Muharebesi'nde yine yenildi.
Bu iki zaferden sonra Avrupa devletleri, 1453'te Osmanlılar İstanbul'u kuşattığında Bizans'a ciddi bir askerî yardım gönderemedi.
Varna'da tahtı bırakmış bir sultan geri dönüp devletini kurtardı. Ve tahtı bıraktığı çocuk, dokuz yıl sonra İstanbul'un kapısını çaldı.