Kefen giyen sultan
26 Ağustos 1071. Cuma. Malazgirt ovası.
Karşıda, ufkun bir ucundan öbür ucuna uzanan bir ordu duruyor. Bizans İmparatorluğu'nun ordusu. Sayısı bilinmiyor, ama Selçuklu askerlerinin gözünde bitmek bilmiyor.
Sultan Alparslan namazını kılıyor. Sonra beyaz bir elbise giyiyor. Kefene benzeyen bir elbise.
Müslüman kaynaklarına göre ordusuna dönüp şunu söylüyor: Şehit düşersem bu elbise kefenim olsun. Dönmek isteyen dönebilir.
Kimse dönmüyor.
O gün akşam olmadan Anadolu'nun kaderi değişecek. Peki iki ordu bu ovaya nasıl geldi?
Bozkırdan gelen fırtına
On birinci yüzyılın ortası. Orta Asya'dan batıya doğru bir güç yükseliyor: Oğuz Türkleri ve onların başındaki Selçuklu hanedanı.
Tuğrul Bey 1040'ta Dandanakan'da kazandığı zaferle Büyük Selçuklu Devleti'ni kurdu. Kısa sürede İran ve Irak ellerine geçti. Bağdat'taki Abbasi halifesi bile artık Selçukluların korumasındaydı.
1063'te tahta Alparslan çıktı. Sınırları Kafkasya'ya, Doğu Anadolu'ya kadar genişletti. 1064'te Ani'yi fethetti.
Bu sırada Türkmen boyları durmuyordu. Anadolu'nun içlerine akın üstüne akın yapıyorlardı. Bizans'ın doğu sınırı her yıl biraz daha sarsılıyordu.
Bizans tahtında ise 1068'den beri Romen Diyojen oturuyordu. Yetenekli, cesur bir askerdi. Tek bir hedefi vardı: Türk akınlarını tek ve kesin bir zaferle bitirmek.
1071 baharında fırsatını buldu. Alparslan çok uzaktaydı. Mısır'daki Fatımîler üzerine yürümek için Suriye'deydi, Halep'i kuşatıyordu. Romen Diyojen dev bir orduyla İstanbul'dan doğuya çıktı. Hedefi önce Malazgirt ve Ahlat kalelerini almak, sonra Türkleri Anadolu'dan tamamen çıkarmaktı.
Haber Alparslan'a ulaştı. Sultan Fatımî seferini yarıda bıraktı. Büyük bir hızla kuzeye döndü.
Bir imparatorluğun dev ordusu
Romen Diyojen'in ordusu, çağının en kalabalık ve en renkli ordularından biriydi.
Bizans'ın düzenli birlikleri. İskandinav kökenli Vareg muhafızları. Roussel de Bailleul komutasında Norman ve Frank paralı askerler. Ermeni ve Gürcü birlikleri. Bulgar askerler. Ve ilginç bir ayrıntı: Uz ve Peçenek Türklerinden oluşan atlı birlikler.
Bu ordu ne kadar büyüktü? Kaynaklar anlaşamıyor. Müslüman kaynakları 200.000 gibi çok yüksek rakamlar verir. Bizans tarihçisi John Haldon gibi modern araştırmacılar ise yaklaşık 40.000 kişi olduğunu tahmin eder.
İmparatorun yanında Nikephoros Bryennios ve Theodoros Alyates gibi deneyimli komutanlar vardı. Yedek kuvvetlerin başında ise Andronikos Dukas duruyordu. Dukas ailesi, Romen Diyojen'in tahttaki rakibiydi.
Bu ayrıntıyı aklınızda tutun.
Karşıdaki Selçuklu ordusu sayıca daha azdı. Kaynaklar farklı rakamlar verse de ordunun çekirdeği belliydi: hızlı ve disiplinli Türkmen atlı okçuları. Sultanın yanında Artuk Bey gibi tecrübeli komutanlar vardı. Selçukluların gücü sayıları değildi. Hızlarıydı. Ve bozkırdan gelen savaş ustalıkları.
Kaybolan yarım ordu
Romen Diyojen Ahlat'ı da almak istedi. Ordusunu ikiye böldü.
General Joseph Tarkhaneiotes komutasındaki güçlü bir birliği Ahlat'a gönderdi. Kendisi ana orduyla Malazgirt'e yürüdü ve kaleyi 23 Ağustos'ta kolayca aldı.
Ama Ahlat'a giden birlik ana ordudan koptu. Savaşa hiç katılmadı. Neden? Bu soru bugün hâlâ tartışılıyor.
İmparator, haberi bile olmadan ordusunun neredeyse yarısını kaybetmişti.
Kurdun tuzağı
Kefen sahnesinin ardından savaş başladı.
Bizans ordusu gün boyunca geniş bir cephe hâlinde ilerledi. Selçuklu atlı okçuları ise doğrudan çarpışmaya girmedi. Ok yağdırdılar. Geri çekildiler. Yeniden ok yağdırdılar.
Bu, bozkır Türklerinin yüzyıllardır kullandığı bir taktikti: sahte geri çekilme. Düşmanı yor, peşinden sürükle, düzenini boz. Türk tarih yazımında "hilal taktiği" ya da "Turan taktiği" olarak da anılır.
Bizanslılar ilerledikçe Selçukluları yakalayamıyordu. Aksine kendi safları dağılıyordu. Bazı kaynaklara göre Bizans saflarındaki Uz ve Peçenek atlıların bir kısmı savaşın ortasında taraf değiştirdi ve soydaşları Selçukluların yanına geçti.
Akşam yaklaşırken Romen Diyojen bir emir verdi: ordugâha geri dön. Ordugâhı korumasız bırakmak istemiyordu.
Bu emir savaşın kırılma anı oldu.
Geri dönüş düzensiz başladı. Arka saflarda bir söylenti yayıldı: İmparator öldü. Ve tam o anda yedeklerin komutanı Andronikos Dukas, imparatora destek vermek yerine birliklerini savaş alanından çekti.
Alparslan bu anı bekliyordu. Genel taarruz emrini verdi.
Selçuklu süvarileri dört bir yandan saldırdı. Bizans merkezi çembere alındı. Romen Diyojen sonuna kadar cesaretle savaştı. Yaralandı.
Ve esir düştü.
Sultan ile esir imparator
Bir Bizans imparatoru, Müslüman bir hükümdarın esiri. O güne kadar görülmemiş bir şeydi bu.
Kaynaklarda aktarılan meşhur bir rivayete göre Alparslan esir imparatora bir soru sordu: Sen kazansaydın bana ne yapardın?
Romen Diyojen dürüst davrandı. Kötü davranacağını söyledi.
Alparslan'ın cevabı tarihe geçti: "Ben sana senin düşündüğün gibi davranmayacağım."
Sultan imparatoru bağışladı ve ona saygıyla davrandı. Bir barış antlaşması imzalandı. Bizans kaynaklarına göre 1,5 milyon altın fidye ve her yıl 360.000 altın vergi kararlaştırıldı. Kaynaklara göre bazı sınır şehirlerinin Selçuklulara bırakılması da şartlar arasındaydı.
Ama Romen Diyojen İstanbul'a döndüğünde tahtı artık onun değildi. Dukas ailesi yönetimi ele geçirmişti. Kısa bir iç savaştan sonra imparator yakalandı ve kör edildi. Kısa süre sonra da öldü.
Yeni Bizans yönetimi antlaşmayı tanımadı. Ve böylece Türkmen boylarının önündeki son büyük engel de ortadan kalktı.
Anadolu'nun kapıları açılıyor
Malazgirt'ten sonraki birkaç on yılda Türkler Anadolu'nun büyük kısmına yerleşti.
Kutalmışoğlu Süleyman Şah, İznik merkezli Anadolu Selçuklu Devleti'ni kurdu. Danişmendliler, Saltuklular, Mengücekliler ve Artuklular gibi Türk beylikleri ortaya çıktı.
Bu yüzden Malazgirt, Türk tarihinde tek bir cümleyle anılır: Anadolu'nun kapılarının Türklere açıldığı gün.
Bizans için ise imparatorluğun gerilemesinde bir dönüm noktasıydı. Zor durumda kalan Bizans Batı'dan yardım istedi. Bu da yaklaşık yirmi beş yıl sonra başlayacak Haçlı Seferleri'nin arka planında yer alır.
Bir cuma günü, bir ovada, kefen giymiş bir sultan. Ve bin yıla uzanan bir yurt.