Gökten düşen ekmek
Nisan 1916. Dicle Nehri'nin kıvrımında küçük bir kasaba: Kut.
Kasabanın üzerinde uçaklar dolaşıyor. İçeride kuşatılmış İngiliz askerlerine yiyecek atıyorlar. Bu, tarihte havadan yapılan ilk ikmal harekâtı.
Ama paketlerin çoğu Dicle'ye ya da Osmanlı siperlerine düşüyor.
İçerideki askerler aylardır aç. Birkaç ay önce dünyanın en güçlü imparatorluklarından birinin ordusu Bağdat'a yürüyordu. Şimdi teslim olmanın eşiğinde.
Peki nasıl oldu da avcı, av oldu?
Bağdat'a giden yol
I. Dünya Savaşı'nda Irak, yani Mezopotamya, yeni bir cephe oldu. İngiliz kuvvetleri güneyden, Basra'dan kuzeye doğru ilerlemeye başladı.
1915 boyunca Dicle Nehri'ni takip ederek yukarı çıktılar. Başlarında General Charles Townshend ve onun 6. Poona Tümeni vardı. Bu tümen, İngiliz Hindistan Ordusu'na bağlıydı: İngiliz ve Hintli askerler omuz omuzaydı.
Kasım 1915'te Bağdat artık çok yakındı. Ama 22-25 Kasım'da, Bağdat'ın hemen güneyindeki Selman-ı Pak'ta Osmanlı ordusu karşılarına dikildi.
Townshend kazanamadı. Ağır kayıplar verdi ve geri çekilmeye başladı.
3 Aralık'ta Kut'a ulaştı. Ve orada kalmaya karar verdi.
Nehrin kıvrımında bir kale
Kut, Bağdat'ın yaklaşık 160 kilometre güneyindeydi. Dicle'nin uzun bir kıvrımının içinde kalıyordu. Nehrin kıvrımı doğal bir kalkan gibiydi. Savunmak için iyi bir yerdi. Ama Basra'dan gelen ikmal yolu çok uzundu.
Townshend'in elinde, süvariler hariç yaklaşık 11.000 asker vardı. Kasabada ise yaklaşık 6.500 kişi yaşıyordu.
7 Aralık'ta peşlerindeki Osmanlı kuvvetleri geldi ve kasabayı kuşattı. Kuşatma başladı.
Osmanlı tarafında 6. Ordu'nun komutanı, yaşlı ama saygın Alman Mareşali Colmar von der Goltz Paşa'ydı. Osmanlı ordusunu iyi tanıyordu; yıllarca bu orduyu modernleştirmek için çalışmıştı.
Goltz Paşa akıllıca bir karar verdi. Kut'un etrafını kuşatma hatlarıyla çevirdi. Ama asıl önemlisi, Dicle'nin aşağısına, Basra yönüne de savunma mevzileri kurdu. Çünkü İngilizlerin Kut'u kurtarmak için nehir yoluyla geleceğini biliyordu.
Bir kolordu Kut'u kuşatacak, diğeri kurtarıcıların yolunu kesecekti.
Kurtarıcıların önündeki duvar
İngilizler Kut'u kaderine bırakmadı. General Fenton Aylmer komutasında yaklaşık 19.000 kişilik bir kurtarma ordusu kuruldu.
Ocak 1916'da bu ordu Dicle boyunca yukarı yürüdü. Önce Şeyh Saad'da, sonra Vadi'de, sonra Felahiye'de, yani Hanna geçidinde Osmanlı mevzileriyle karşılaştı.
Hanna, Dicle ile bataklık arasında sıkışmış dar bir kara şeridiydi. İyi hazırlanmış siperler ve makineli tüfek yuvaları İngilizleri durdurdu. İngiliz kaybı yaklaşık 2.700 ölü ve yaralıydı.
Bu sırada Osmanlı tarafında komuta değişti. Türkçe Vikipedi'ye göre Şeyh Saad'da geri çekilme emri veren Sakallı Nurettin Bey görevden alındı. Yerine Enver Paşa'nın amcası Mirliva Halil Paşa getirildi.
8 Mart'ta Aylmer yeniden saldırdı. Bu kez hedef Sâbis, yani Dujaila tabyasıydı. Karşısında Ali İhsan Bey'in kolordusu vardı. Saldırı yine başarısız oldu. İngilizler kaynaklara göre 3.500 ile 4.000 arasında asker kaybetti. Aylmer görevden alındı.
Nisan'da General Gorringe son bir kez denedi. Yaklaşık 30.000 kişilik bir kuvvetle saldırdı. Bazı mevzileri aldı. Ama 22 Nisan'da Sannaiyat'ta durduruldu.
Kut'a giden yol açılmadı.
Açlık
Kasabanın içinde durum her gün kötüleşiyordu.
Bir İngiliz çavuşu, Şubat ortasında tayınların hızla azaldığını yazdı. Tütün bitince askerler kuru yaprak, çay posası ve talaş içmeye başladı. Çay bitti. Süt, şeker ve et çoktan bitmişti. Dizanteri ve iskorbüt yayıldı.
Mart başında Osmanlı topçusu kasabayı ağır bombardımana tuttu. Kasabanın büyük kısmı yıkıldı.
Nisan'da açlık o kadar büyüdü ki Hintli askerler dinlerinin yasakladığı at etini yemek zorunda kaldı.
Son çare olarak İngilizler para teklif etti. Aralarında T. E. Lawrence'ın da bulunduğu bir heyet gizli bir anlaşma için gönderildi. Teklif şuydu: Townshend'in askerleri karşılığında 2 milyon sterlin ve bu askerlerin bir daha Osmanlı'ya karşı savaşmayacağı sözü.
Enver Paşa önce pazarlık eder gibi yaptı. Sonra teklifi kamuoyuna açıklayıp reddetti.
19 Nisan'da Osmanlı tarafı da bir kayıp yaşadı. Goltz Paşa, kaynaklara göre tifüsten, Bağdat'ta öldü. 6. Ordu'nun başına Halil Paşa geçti.
147 günün sonu
29 Nisan 1916. 147 günlük kuşatmanın sonu.
General Townshend teslim oldu.
Türkçe Vikipedi'ye göre Townshend ile birlikte 5 general, 481 subay ve 13.100 er esir alındı. İngilizce kaynaklar yaklaşık 13.000 esirden söz eder.
Bu, İngiliz İmparatorluğu için büyük bir şoktu. İngiliz tarihçi Jan Morris, Kut'u "İngiliz askerî tarihindeki en aşağılayıcı teslimiyet" olarak tanımlar. Tarihçi Christopher Catherwood ise kuşatmayı "İtilaf Devletleri'nin I. Dünya Savaşı'ndaki en kötü yenilgisi" diye anar.
Kaynaklara göre kurtarma girişimleri İngilizlere yaklaşık 30.000 ölü ve yaralıya mal oldu. Osmanlı kaybının ise yaklaşık 10.000 olduğu tahmin edilir.
Esirlerin hikayesi ise acı oldu. Askerler kuzeye, Anadolu'daki kamplara yürütüldü. İngiliz kaynakları bu yürüyüşü ve esareti ağır bir dram olarak anlatır. Yolda ve kamplarda çok sayıda esir hayatını kaybetti. Townshend ise savaşın geri kalanını Heybeliada'da geçirdi.
Halil Paşa bu zaferin anısına "Kut" soyadını aldı.
Kut, uzun sürmedi. İngilizler ordularını yeniden kurdu ve 23 Şubat 1917'de kasabayı geri aldı. Mart 1917'de Bağdat da düştü.
Ama o gün Osmanlı için Kut, Çanakkale'den sadece birkaç ay sonra gelen ikinci büyük zaferdi. Halil Paşa askerlerine yayımladığı mesajda bunu açıkça söyledi: Osmanlı sebatı İngiliz inadını önce Çanakkale'de, sonra burada kırmıştı.
Dicle'nin kıvrımında, bir imparatorluğun ordusu teslim olmuştu.